Bir Sihir, Şiir Dili

Bir Sihir, Şiir Dili

Bir kuyumcu nasıl altını ince ince işler, sonunda göz kamaştırıcı bir mücevhere dönüştürürse bir şair de dili aynı incelikte işleyerek, gönül alıcı şiirler ortaya çıkarır. Yahya Kemal Beyatlı, Türk şiirinin en mahir kuyumcularındandır. Eserlerini ne incelikle işlediğini, ne emeklerle ve ne kadar uzun zamanda zevklere sunduğunu bilmeyen yoktur. (1) Hafız’ın kabri olan bahçede bir gül varmış; Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle, Gece, bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış Eski Şiraz’ı hayal ettiren âhengiyle. Ölüm âsude bahar ülkesidir bir rinde; Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter. Ve siyah serviler altında kalan kabrinde Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter. Bu şiirinde şair, tek kelimenin kendisini rahatsız ettiğini, şiiri bozduğunu düşünerek şiiri uzun zaman gün yüzüne çıkarmaz. Şiirde “ve siyah serviler altında kalan kabrinde” dizesi “İnsanda nasıl bir etki bırakır?”, sorusunun cevabı büyük ihtimalle “karamsarlık”, “ölümün karanlık oluşu” gibi hisler olacaktır. Oysa Yahya Kemal, ölümün kötü olduğunu düşünen ve bunu hissettirmek isteyen bir şair değildir. İşte onu rahatsız eden de budur. Yıllar sonra rahatsız eden kelimenin “siyah” olduğunu bularak yerine “serin” kelimesini getirir. (1) İşte bu kelimeden sonra şiir asıl anlamını kazanmıştır. Ölüm âsude bahar ülkesidir bir rinde; Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter. Ve serin serviler altında kalan kabrinde Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter. Şiir, bu küçücük değişimle birlikte okuyanda nasıl bir etki yaratacaktır? “Ferahlık, sakinlik, huzur, ölümün rind için mutluluk olduğu.” Şairin bu kelime için 25 yıl beklediği söylenir. Fakat, sonuç mükemmeldir. Bu, şiir dilinde, bir kelimenin şiirin bütününü değiştirecek güce sahip olduğunu gösterir. Ve bunu başaran nadir şairlerden biri olan Yahya Kemal, Rindlerin Ölümü ve diğer şiirlerinde mükemmel bir dil işçiliği örneği verir. Şiirde sözcükler, günlük kullanımdakinden çok farklı bir şekilde karşımıza çıkar. Şiir dili yan anlam bakımından zengindir. (1) Serin sözcüğünü “Serin havaları severim.”, “Balıklar serin sularda yüzer.” örneklerindeki gibi kullanmak doğaldır. (2) Fakat,“serin serviler altında kalan kabrinde” dizesinde serin sıfatının servilere atfedilmesi şiirde huzur ve ferahlık oluşturmak içindir. Bu anlamda şiir, farklı kullanımdan doğan bir “üst dil”dir. Kendine özgü bir dil… Bunun yanında da ahenkli bir dil. Evet, şiir dilinde “ses ve ritm birlikteliği” söz konusudur. (1) Şiirdeki “Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle” dizesindeki ritm, hecelerin özenle seçilmesinden doğar. Dizede tekrar edilen “n”, “y”, “a”, “e” sesleri tesadüfî değildir. Vezin ve kafiyeyle birlikte şiire ahenk kazandıran bu özellikler, şiirin akıcılığını sağlar. Elbette şiir dili de günlük dil gibi zaman ve mekân içinde değişime uğrar. İslamiyetten önceki sözlü ürünlerin diliyle, İslamiyetin etkisiyle Arapça ve Farsçanın etkisine giren dil ya da Batı edebiyatını tanıdıktan sonraki şiir diliyle günümüzdeki şiir dili farklı olacaktır. (1) Fakat buna rağmen Nedîm’in “Dökülen mey, kırılan şîşe-i rindân olsun” dizesindeki ses ve ahenk, Ahmet Haşim’in “Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak” dizesindeki ahenk ve cümle yapısı, günlük dili savunan Orhan Veli’de bile karşımıza çıkar: ANLATAMIYORUM Ağlasam sesimi duyar mısınız, mısralarımda; Dokunabilir misiniz, Gözyaşlarıma, ellerinizle? Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu Bu derde düşmeden önce. Bir yer var, biliyorum; Her şeyi söylemek mümkün; Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; Anlatamıyorum. Orhan Veli KANIK Şiir dili, öyle bir şey ki hem sayfalarca açıklamaya çalıştığınız bir durumu bazen tek dizeyle anlatacak hem de bunu yaparken ahenk ve güzellik ihtiyacını karşılayacak. Bir sihir gibi.
qr
İNDİR:
PAYLAŞ: