Her Dönemim Ritmi Ayrı

Her Dönemim Ritmi Ayrı

Susadım, Üç tane elma soydular, üç tane portakal... Nafile, Bir bardak suyun yerini tutmadı. Acıktım, Kuş sütü, kuru üzüm getirdiler... Nafile, Bir çimdik somunun yerini tutmadı. Seni düşündüm sevgilim, şükrederek; Su gibi aziz olasın her daim, Ekmek gibi mübarek. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Cumhuriyet Dönemi sanatçılarından biridir. (1) Cumhuriyet Dönemi, geleneksel şiiri devam ettirenlerin yanı sıra, sınırların kalktığı, vezin ve kafiye zorunluluğunun olmadığı şiir anlayışına sahiptir. Eskilerin “Vezinsiz ve kafiyesiz söz, şiir olmaz.” düşüncesi Cumhuriyet Dönemi şiirinde bir kural değildir artık. Bedri Rahmi, şiirlerini serbest şiir anlayışıyla yazar. Fakat, şiirleri serbest de olsa kendi ritmini yaratır. “Susadım”, serbest şiir formuna sahip olsa da kendi içindeki düzeni ve güçlü kafiyeleri şiire bir ritim ve ahenk kazandırır. Dizeleri “susadım, nafile, acıktım” sözcükleriyle bağlar Bedri Rahmi. Bu sözcükler üçer hecelidir. (1) Bağladığı dizeler de eşit uzunluktadır. İlk görüşte şiire ahengini kazandıran unsur budur. Bununla beraber“susadım-acıktım” sözcüklerindeki redif,“Bir bardak suyun yerini tutmadı.”,“Bir çimdik somunun yerini tutmadı.” dizelerindeki tekrarlar ve “nafile” sözcüğünün iki defa kullanılması;“şükrederek-mübarek” sözcüklerinin kafiyeli olması şiirde ahengi göstermektedir. Görülüyor ki Bedri Rahmi’nin şiiri kuvvetli kafiyelere bağlıdır. Günümüze kadar her dönem ve gelenekte değişebilen ahenk anlayışı, sanatçıların şiire bakışlarından kaynaklanır. (1) Söz gelimi divan şiirinde sıkı kurallar, kesin çizgiler şiirdeki ahengi de belirler. Aruz vezni, redif ve kafiye divan şiirinin olmazsa olmazıdır. Bir şairin aruzda pek başarılı olmaması onun için büyük kusurdur. “ Mende Mecnûn'danfüzûn âşıklık isti'dâdı var Âşık-i sâdıkmenemMecnûn'un ancak adı var" Fuzuli’ye ait bu beyit bile divan şiirindeki ahengi göstermek için yeterli. (1)Bu beyitteki gibi divan şiirleri, aruz vezniyle yazılır. (2) Redif ve kafiye de vazgeçilmezdir. Öyle ki çoğu zaman şiirler, redifleriyle anılır. Arap ve Fars edebiyatlarından alınan aruz vezni, zaten tamamıyla ses ve ritme dayalı bir ölçü sistemidir. Hecelerin uzunluk-kısalık değerlerine göre belirlenen kalıplar, kendi başına bir ritim oluşturur. Bunun yanında, yine Arapça ve Farsçadan alınan uzun sesler de şiire ahenk katar. Dolayısıyla divan şiiri için “serâpâ ahenk” dense yeridir. Halk şiirinde de ahenge aynı derecede önem verildiğini görülür ki sazla şiir söyleme geleneği de bunu destekler. Bu, halk edebiyatında, şiirin müzikle iç içe olduğunu gösterir. Günümüze kadar devam eden âşıklık geleneğinin temsilcisi, Âşık Mahzuni Şerif’in şiirinde de müzik ön plandadır: “Mevlam gül diyerek iki göz vermiş, Bilmem, ağlasam mı ağlamasam mı... Dura dura bir sel oldum erenler, Bilmem,çağlasam mı çağlamasam mı... Yoksulun sırtından doyan doyana, Bunu gören yürek nasıl dayana... Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana, Bilmem, söylesem mi söylemesem mi... Mahzuni Şerif'im dindir acını, Bazı acılardan al ilacını. Pir sultanlar gibi dar ağacını, Bilmem, boylasam mı boylamasam mı...” Şiirde ulusal ölçümüz olan hece ölçüsü, ritmi sağlayan en belirgin unsur olarak göze çarpmaktadır. Bununla birlikte redif ve kafiyenin de bu ritimde payı büyüktür. (1)Şiirde her dizenin sonundaki tekrarlar ise ahengin önemli bir parçasıdır. Günümüzde türkülerin çoğunun halk şairlerimize ait olması; sanat musikisi diye zevkle dinlediğimiz birçok eserin aruzla yazılan şiirler olduğunu ve Türk pop müziğinde birçok modern şiirin bestelendiğini dikkate alırsak şiir ve ahenk birlikteliğini daha iyi kavrarız. Üzerine beste yapılan sözler, neden düzyazı değil de şiir?.. Hiç düşündünüz mü?
qr
İNDİR:
PAYLAŞ:

    Yorum yapabilmek için giriş yapmış olmanız gerekmektedir.