Hiçbir değişim bu kadar hızlı ve kolay değildir. Ama kâinattaki her varlık değişmeye mahkûmdur. İnsanların ürettiği her şey ve toplumlar da… Türk toplumu, tarihinde büyük değişimlere neden olan büyük olaylar yaşamıştır. Bunlardan biri: (1) Tanzimat Fermanı. Tanzimat’la birlikte bir toplumun altı yüzyıl süregelen alışkanlıkları değişmeye başlar. Edebiyat geleneği de… Yüzyıllarca divan edebiyatı geleneğine bağlı gelişen Osmanlı Dönemi Türk Edebiyatı, Tanzimat’la birlikte toplumun bütün kurumları gibi yeni bir kimliğe geçiş yapmıştır. Elbette bu değişim de sihirli değnek dokunuşuyla birdenbire olmaz. Özellikle Tanzimat Döneminin ilk sanatçılarında geçiş özellikleri göze çarpar. Yenilik çabası içinde olsalar da Tanzimat sanatçıları, eski gelenekle yoğrulmuşlardır. Bu nedenle eski alışkanlıklarından birdenbire kopamazlar. Bu durum, eserlere, eski ve yeninin aynı bünyede olduğu bir ikilik olarak yansır. “Akıl ‘murabba başkadır, müselles başka’ kaziyyesinin hakikatine ne kuvvetle hükmeyliyorsa, vicdan da ‘vatan başkadır, hâric-i vatan başka’ sözünün sıhhatına o kuvvette itimad ediyor. Şirhârlar beşiğini, çocuklar eğlendiği yeri, gençler maişet-gâhını, ihtiyarlar kûşe-i ferâgatini, evlâd validesini, peder âilesini ne türlü hissiyât ile severse, insan da vatanını o türlü hissiyat ile sever.” Eski-yeni, yerli-Batılı ikiliğini yansıtan bu yazı Tanzimat Dönemi’nde tanıştığımız makale türünün bir örneğidir. Makalenin adının “Vatan” olması bu kavrama verilen önemin göstergesidir. Batılı düşünürlerin etkisiyle şekillenen ve ön plana çıkan “vatan” ve bunun gibi başka kavramlar o dönem için büyük bir yeniliktir. Öğrenilen yeni kavramlar, eski kelimelerle anlatılsa da dönemine göre anlaşılır bir dil kullanıldığı söylenebilir. Tanzimat sanatçılarının halkı bilinçlendirme çabalarının bir yansıması olan dilde sadeleşme düşüncesi makalede kendini hissettirir. Fakat dilde sadeleşme çabalarıyla birlikte Arapça, Farsça kelime ve terkiplerden de vazgeçilememesi dildeki ikiliğin bir göstergesidir. “Madem ki bir hey’et-i içtimaiyede yaşayan halk bunca vezaif-i kanuniye ile mükelleftir; elbette kalen ve kalemen kendi vatanının menafine dair beyân-ı efkâr etmeği cümle-i hukûk-i müktesebesinden addeyler.” Şinasi, Tercümân-ı Ahval Mukaddimesi’nin ilk sözlerinde “vatanına ait işler hakkında fikirlerini söylemek hakkının, vatandaşlık görevlerinin neticesi” olduğunu söylerken yeni bir konuyu ele alır: Kamu hukuku… Bu yeni konu, yine eski ifadelerle anlatılır. Şinasi’nin getirdiği bir yenilik olan “noktalama işaretleri” bundan sonra öğretici metinlerde kullanılmaya başlar. Makale, kişisel düşüncelere yer verilmeyen, kesin ve kanıtlanabilir yargılar taşıyan bir öğretici metin türüdür. Oysa Tanzimat Dönemi’ndeki ilk makalelerde kişisel düşüncelerin de yer aldığı görülür. Söz gelimi Namık Kemal, makalesinde vatan sevgisini anlatırken kişisel kıyaslamalar yapmıştır. Aslında “fıkra” türüne daha uygun olan bu makalede bulunan kişisel düşünce ve ifadeler, henüz yeni öğrenilen bir tür olduğu için makalede doğal karşılanır. Makale, eleştiri, fıkra gibi o dönemdeki öğretici metinler, öncelikle halkı bilinçlendirme amacını gütmektedir. Bu nedenle dönemine göre açık, anlaşılır ve somut bir anlatıma sahiptirler. Ve vatan, hürriyet, adalet, hak ve hukuk gibi yeni konuları ele aldıkları için, Tanzimat Döneminde, halkı geleceğe hazırlayan en önemli unsurlardan olurlar.

······ kişi bunu beğendi.   ······ kez gösterildi.

qr
Gömülü kod
EBA
Yorumlar

    Yorum yapabilmek için giriş yapmış olmanız gerekmektedir

    Bekleyiniz