Şiir ve İmge

Şiir ve İmge

Sınırsız duygu ve hayal dünyamız var. Çünkü bu iki unsur, insan olmanın ayrıcalığı… Bazen öyle güçlü duygular yaşar, öyle inanılmaz hayaller kurarız ki “Bunları anlatmaya kelimeler yetmiyor.” diye şikâyet ederiz. Ya da günlük dilde çok sık kullandığımız (1) “dünyam karardı”, “gözlerim kan çanağına döndü”, “bulutlarda uçuyorum” gibi hayatımıza girmiş imgelerle ifade etmeye çalışırız kendimizi. Sınırsız hayalleri sınırlı kelimelerle ifade etmek imkânsızdır bizim için. Oysa bizden farklı düşünen şair için imkânsız yoktur. Çünkü o, duygu ve hayallerini ifade etme yolunu ve dilini bulmuştur: Şiir. Bedri Rahmi Eyüboğlu, sevgiliye aşkını anlatırken; “Yâr yâr Seni kara saplı bıçak gibi sineme sapladılar.” dizeleriyle aşkının güçlü etkisini görünür kılmak için okuyucunun zihninde canlandırır. Bunu kelimelerle gerçekleştirir. Bu, kendine özgü ifade “imge”, yani “hayal”dir. Başka bir şair, Attila İlhan, yine benzer bir duyguyu farklı bir imgeyle anlatır: “Adını mıh gibi aklımda tutuyorum.” Her iki şair de farklı bir buluş gerçekleştirmiştir. “kara saplı bıçak gibi”, “mıh gibi” söz öbekleri özgün birer imgedir. (1 ) Özgün ve etkili imgeler şairin hayal edebilme, soyut düşünebilme, bunu ifade edebilme ve şiir oluşturabilme gücünün göstergesidir. Kadın sesi: Şair imgeyi oluştururken yeni bir kelime hazinesi var etmez. Şiirini yazarken doğal dilin ses, anlam, söz dizimi gibi olanaklarından yararlanır. İmgelerin bazıları “alışılmamış bağdaştırmalar”la oluşur. Sözgelimi “beşik” sözcüğü bebekle birlikte kullanıldığında doğal karşılanır. Fakat Ahmet Muhip Dıranas, Elif şiirinde “beşik”le alışılmamış bir ifade kullanır: “Süt emmiş Elif en eski destanlardan, Masalların altın beşiğinde uyumuş;” Elif’in Türk dilinin en güzel ürünleriyle büyüdüğünü anlatırken (1) “masalların altın beşiği” tamlamasında bizim bildiğimiz sözcükleri kendine özgü bir biçimde bir araya getirerek alışılmamış bağdaştırma oluşturur. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun değinilen şiirinde de alışılmamış bağdaştırmanın şiir dilindeki etkisini görürüz. “Değirmen misali döner başım Sevda değil bu bir hışım Gel gör beni darmadağın Tel tel çözülüp kalmışım. Yâr yâr Canımın çekirdeğinde diken Gözümün bebeğinde sitem var” Şair, “çok üzgünüm, acı çekiyorum” gibi alışılmış ifadeler kullansaydı, şiirinde bu etkiyi yaratamazdı. Şiir dilini kuramazdı. Oysa ta yüreğinin içinden acı çektiğini anlatmak için basit bir “çekirdek”le tamlama oluşturmuş: (1) “Canımın çekirdeğinde diken” Bu ifadeyle şairin çektiği acının derinliğini algılayabiliyoruz. Günlük konuşmalarımızda yadsıyacağımız bu tamlamalar şiirde karşımıza çıkınca beğenilen bir unsur hâlini alır. Çünkü şiirden beklediğimiz budur.
qr
İNDİR:
PAYLAŞ: