Şehirleşme, Sanayi ve Göç İlişkisi

Şehirleşme, Sanayi ve Göç İlişkisi

İlk çağlardan günümüze değin, şehirlerin gelişiminde ve şehirleşmede etkili olan faktörler sürekli değişime uğramıştır. Örneğin ilk şehirlerin kurulmasında verimli toprakların bulunması etkili olurken, Yeniçağdaki şehirleşme faaliyetlerinin hız kazanmasında önemli ölçüde Sanayi Devrimi etkili olmuştur. Teknolojinin gelişmesi, doğal kaynakların keşfi ve işletilmesi, nüfusun hızlı artışı ve ihtiyaçlara artan talep şehirleşmeyi beraberinde getirmiştir. Örneğin küçük bir yerleşim yerinde sanayi faaliyetlerin başlaması ya da bir maden ocağının işletmeye açılması zamanla o yerleşmenin büyümesini sağlar. Şehirlerdeki değişimler, o şehirlerin çevreleri için birer cazibe merkezi haline gelmelerine sebep olmaktadır. Şehirleşme, göç ve sanayileşme süreci birbiriyle sıkı bir ilişki içerisindedir. Sanayileşmenin yaşandığı yerlerde göçe bağlı olarak şehirleşme de hız kazanmaktadır. Bu durum hızlı nüfus artışı, çarpık kentleşme ve çevre sorunları gibi pek çok sorunu da beraberinde getirmektedir. Göç olgusu sosyal bir hareket olmasına rağmen, ekonomik yaşamdan kültürel yaşama kadar hayatın her yönünü etkileyen önemli bir değişimdir. Göç ve kentleşme arasındaki ilişki, kentlerin çekici faktörleri ile kırsal kesimin itici faktörlerinden kaynaklanmaktadır. Göçle gelen değişim gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde farklı şekillerde olmuştur. Gelişmiş ülkelerde modern olanaklar ve yüksek hayat standartları ülke geneline yayılırken, şehirler de altyapı bakımından sağlıklı gelişme göstermiştir. Gelişmekte olan ülkelerde şehirleşme süreci daha zor şartlarda olmuştur. Bu tür ülkelerde şehirleşme sürecinde görülen başlıca sorunlar; trafik sorunu, gecekondulaşma, fabrikaların şehir merkezinde kalması, çeşitli sosyokültürel problemler ve altyapı hizmetlerindeki aksamalardır. Yeniçağda başlayan sanayi devrimi, şehirleşme konusunda önemli gelişmelerin yaşanmasına neden olmuştur. Bilim ve teknolojideki gelişmeler, şehirleri çeşitli mal ve hizmetlerin bulunduğu cazip yerler durumuna getirmiştir. İş ve iletişim imkânlarının artmasıyla birlikte, kırsal bölgeler şehirlerin birçok özelliğini fark etmiş bunun sonucunda şehirler büyük göç almıştır. Yoğun göç alan yerlerde göçle beraber kent dokuları da bozulmaya başlamıştır. Modern şehirlerin etrafında sanayi tesislerinde çalışan işçilerin yaşadığı plansız ve alt yapı hizmetlerinden yoksun yeni yerleşme alanları oluşmaya başlamıştır. Kırsal kesimden kentlere olan göç hareketi, hem mekânsal hem de kültürel açıdan kentten soyutlanmış bölgelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur Mexico City’deyiz. Mexico City gelişmekte olan ülkelerdeki göç ve kentleşme arasındaki ilişkiye verilebilecek en güzel örneklerden biridir. Kentin nüfusu 1930’lu yıllarda 1 milyon civarındaydı. 1970’li yıllara gelindiğindeyse şehrin nüfusu 8 milyona ulaştı. Günümüzde 2000 km2’yi aşkın geniş bir alana yayılan şehrin nüfusu 22 milyonu geçmiştir. 1940’tan bu yana şehir yaklaşık 10 kat büyümüştür. Bu nüfus miktarıyla Mexico City Dünya’nın en büyük ve aynı zamanda en kirli kentlerinden biri haline gelmiştir. Kentteki yüksek doğum oranının yanı sıra kırsal kesimden ve başka kentlerden aşırı miktarda göç alması nüfustaki hızlı artışta rol oynamaktadır. Kentin kuzeyine doğru sanayileşmiş alanlar göze çarparken bir yandan da özellikle doğu yakasında birden bire ortaya çıkan yerleşimler, günümüz kentinin hem yoksul hem de sefil bir görünümünü sergilemektedir.
qr
İNDİR:
KANALI: Coğrafya
PAYLAŞ:

    Yorum yapabilmek için giriş yapmış olmanız gerekmektedir.