Edebiyat ve Gelenek

Edebiyat ve Gelenek

Veysel Şatıroğlu, 20. yy. halk ozanı. Ünlü âşığımız bu ve diğer türkülerini, hiçbir şeyden etkilenmeden, sözleri ve şekliyle tamamen kendisi ortaya çıkarmıştır, diyebilir miyiz? Elbette ki hayır! Saz eşliğinde, hece vezni ve dörtlüklerle şiir söylemek sadece Âşık Veysel’e ait bir özellik değildir. Bu şiir tarzı Türk edebiyatının başlangıcından beri var olan ulusal şiir yapısının, halk şiirinin bir örneğidir. Yani, Âşık Veysel, kendinden öncekilerden etkilenmiştir. Başlangıçta “kopuz” kullanan “ozan” ve “baksı” adı verilen şairlerin yerini, Anadolu’da yaşam biçiminin de değişmesiyle “âşık”lar alır. İşte günümüze kadar devam eden âşıklık geleneğinin bir temsilcisi olan Veysel, “âşık” sıfatını bunlardan biri olduğu için taşımaktadır. Bunun gibi, edebiyat dünyasında yer alan sanatçılar, kendilerinden önceki sanatçılardan etkilenip sonrakilere çeşitli yollar çizerler. Bu şekilde halk edebiyatı geleneği, serbest şiir geleneği, divan edebiyatı geleneği gibi adlar verdiğimiz edebiyat gelenekleri oluşur ki bu adlandırmalar, edebî eserlerin kendilerinden önceki ve sonraki eserlerle ilişkisini açıkça gösterir. Yine halk kaynağından beslenen Bedri Rahmi Eyüboğlu, en bilinen şiirinde halk söyleyişleriyle samimi bir anlatım sağlar. Edebiyat, hoş rayihalarla dolu bir bahçe ve her edebî eser, bu bahçedeki mis kokulu çiçekler… Bu çiçekler hep ait oldukları aynı toprakta ve aynı yağmurla yetişmiştir. Her bahar aynı toprakta hayat bulan çiçekler, öncekilerin akrabasıdır… Ve sonrakilerin… (1) İşte edebî eserler de aynı toprakta var olan diğer eserlerle ilişki içindedir. Başka bahçelerin çiçeklerinden etkilenseler de hep yetiştikleri toprağın kokusunu, dokusunu taşır ve yansıtırlar.
qr
İNDİR:

    Yorum yapabilmek için giriş yapmış olmanız gerekmektedir.