Şiirin Mahrem Dili: Edebî Sanatlar

Şiirin Mahrem Dili: Edebî Sanatlar

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında, Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum. Yolumun karanlığa karışan noktasında, Sanki beni bekleyen bir hayâl görüyorum. Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık, Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar. İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık, Biri benim, biri de serseri kaldırımlar. İçimde damla damla bir korku birikiyor, Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler... Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor; Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler. Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi, Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır. Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır. Necip Fazıl’ın en bilinen şiirlerinden olan “Kaldırımlar”, yazıldığı dönemde hak ettiği ilgiyi gören, alkışlanan bir şiirdir. Felsefe profesörü Mustafa Şekip Bey’in “Yalnız, bu şiir, bir sanatkâra yeter.” övgüsüyle bahsettiği şiir, vurucu dili ve kuvvetli söyleyişiyle günümüzün de çok beğenilen bir eseridir. Oysa Necip Fazıl, bu beğeniden mutlu değildir. Haluk Oral’ın Şiir Hikâyeleri kitabında anlattığı üzere Necip Fazıl anlaşılmadığını, hatta yanlış anlaşıldığını söyler. O, “yirminci yüzyılın ruhunu, amacını yitirmiş, toplumunda bunalım yaşayanların” şiirini yazmıştır. Oysa şiiri okuyanlar “kaldırımlarda geceleyen evsiz barksız birisinin” anlatıldığını sanırlar. Günümüzde de çoğu kişi tarafından bu şekilde yanlış anlaşılsa da ortak düşünce, şiirin ne kadar güçlü olduğudur. Şiiri güçlü yapan, sadece, şairin neredeyse trajedi boyutuna taşıdığı yalnızlığı değil, bu yalnızlığı dile getiriş başarısıdır. Şairin mahrem dili, edebî sanatlar, bu anlam kapalılığının ve bu ifade gücünün sebebidir. Necip Fazıl’a yalnızlığın çağrıştırdığı hayaller, onun şiirinde güçlü imgeler olarak ortaya çıkarır. Bu imgeler, yoğun duyguları okuyucuya hissettirmede etkili uyarıcılar durumundadır ve şiirde “edebî sanat” olarak görünürler. Toplum içindeki yalnızlığını karanlık bir sokakla, kaldırımlarla sembolleştiren şair, şiirini benzetmeler üzerine kurar. Fakat, Necip Fazıl’daki bu imgeler, söz gelimi, divan şiirindeki gibi, bir süs ve kelime oyunu değil, fonksiyonları olan, duygularını ve bu duyguların şiddetini ifade eden vasıtalardır. “İçimde damla damla bir korku birikiyor; Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler... Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor; Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.” dizelerini benzetme ve kişileştirmeyle oluşturmuştur. Bu imgeler, şairin içindeki korkunun büyüklüğünü ve ruh hâlini anlatmada doruk noktasındadır adeta. “İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık; Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.” dizelerinde ise “kaldırımlar”ı kişileştirerek tek yoldaşı olduğunu anlatır. 4. dörtlükte kaldırımları “anne”, “insan”, “lisan” objeleriyle kişileştirerek tek sığınağını belirtir. (1) Hele de, "kaldırımların emzirdiği çocuğum”, “ölse kaldırımların kara sevdalı eşi” dizelerinde kimsesizlik duygusunu, daha güzel bir biçimde ifade edemezdi herhâlde. Yorumlanmaya kalkılırsa üzerinde saatlerce söz söylenebilecek imajlarla yüklü “Kaldırımlar” şiiri, bu bakımdan, çağrışım ve edebî sanat kaynaklı imgelerin, şiirdeki rolünü gösterecek en güzel örneklerden birini teşkil eder.
qr
İNDİR:

    Yorum yapabilmek için giriş yapmış olmanız gerekmektedir.