Şiirde yapı insandaki iskelet gibidir. İskelet nasıl insanı ayakta tutar, ona her türlü hareketi yapma imkânı sağlarsa şiirde de sağlam bir yapı, şiiri ayakta tutan, anlamı tamamlayan bir iskelettir. Şiirde en küçük birim “dize”dir. Bazen tek dize her şeyi anlatır. Başka dizelere ihtiyaç duymaz. (1) Muallim Naci’nin, gülümserken çekilmiş bir fotoğrafının altına yazdığı dize gibi: “Mudhikât-ı dehre ben ölsem de tasvîrim güler.” Bağımsız olan dizeler “mısra-ı âzâde” olarak adlandırılır. Bazen, bir şiire ait bir dize, zamanı ve mekânı aşarak zihinlerde yer eder, “mısra-ı berceste” olma vasfına ulaşır. “Ol mâhiler ki derya içredir deryayı bilmezler.” Hayali “Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş” Bâkî “İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar.” Yahya Kemal Dizeler, ses ve anlam kaynaşmasından oluşur. Sonra bir araya gelerek şiirin daha büyük birimlerini oluştururlar. Dizelerin bir araya gelişi tesadüfî değildir. Bir temayı ortaya çıkarmak üzere düzen içinde bütün hâline gelirler. Bunun sonunda; beyitler, bentler, kıt’alar ve şiir oluşur. Nazım birimleri; dil, ahenk, anlam ve gelenek unsurlarıyla birleşerek nazım biçimlerini ortaya çıkarır. Bu sayede her şiir kendine özgü bir yapıya sahip olur. Edebiyat deryası, aynı temayı ele alan farklı dönemlere ait farklı şiirlerle doludur. Söz gelimi, 18. asır şairi Nedîm’in, Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber Nedîm Bir perî-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana beytiyle tanınan, sevgilinin vasıflarını anlattığı şiiri, divan edebiyatı nazım şekli olan gazelin güzel bir örneğidir. Yine, sevgiliyi anlatan Karacaoğlan’ın 7’li hece ölçüsü ve dörtlüklerle yazdığı İncecikten bir kar yağar, Tozar Elif, Elif deyi... Deli gönül abdal olmuş, Gezer Elif, Elif deyi... Elif’in uğru nakışlı, Yavrı balaban bakışlı, Yayla çiçeği kokuşlu, Kokar Elif, Elif deyi... … şiiri, halk şiiri geleneğine ait bir nazım şekli olan “semai”dir. 20. yüzyılda ise, aynı konuyu başka bir şairden, başka bir şekilde görürüz: Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla, Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!.. Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince, Çehren bana uğrunda ölüm hâzzı verince, Gönlümdeki azgın devi rüzgârlara attım; Gözlerle günâh işlemenin zevkini tattım. Gözler ki birer parçasıdır sende İlâh'ın, Gözler ki senin en katı zulmün ve silâhın, Vur şanlı silâhınla gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin! Hüseyin Nihal Atsız, şiirini farklı uzunluklardaki bentlerle yazar. Bu modern şiire ait bir özelliktir. İnsanı ayakta tutan iskelet, bir yerden de olsa hasara uğrarsa insanın hareketleri kısıtlanır. Şiirin de iskeleti hasarlı olursa ayakta duramaz. O şiir, gül bahçesinde soluk renkli bir gül olarak kalmaya mahkûmdur.

······ kişi bunu beğendi.   ······ kez gösterildi.

qr
Gömülü kod
EBA
Yorumlar

    Yorum yapabilmek için giriş yapmış olmanız gerekmektedir

    Bekleyiniz