Edebî Dil

Edebî Dil

BİR DOST Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın… ‘Nereden çıktın bu vakitte’ dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında; gözünün dilini bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı… (1)Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. İhtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin. Kucaklamalı seni güvenli kolları, dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı… “Dost”u ve dostluğu “ne güzel” anlatmış Can Dündar. “Ne güzel” diyoruz. Güzellik kavramıyla niteliyoruz metni… Okuduğumuz şey, dostluğu açıklayan bir makale olsaydı, yine aynı tabiri mi kullanırdık?.. Elbette hayır… O zaman “Ne kadar doğru!” ifadesiyle överdik metni. İşte bir metni edebî yapan, “güzellik” duygusuna seslenmesi, yani estetik ihtiyacını karşılamasıdır. Bu etkiyi sağlayan da, metnin en önemli malzemesi olan “dil”dir. Sözcüklere gerçekte olduğundan farklı, duygu ve çağrışım yüklü yeni anlamlar yüklenir edebî metinde. Mecazlar, benzetmeler… Sanatsal anlatım sağlar ve metin, göründüğünden yoğun bir anlam yüklenir bu sayede. “Arka bahçedeki ağaca salıncak kurdu babam.” cümlesinde “ağaç” gerçek anlamındadır. “Büyük bir çınar ağacıydı babaannem, bütün aileyi gölgesinde barındırır, güçlü kollarıyla sarardı.” cümlesinde ise “ağaç” babaannenin niteliği olmuştur; yani “imge”dir. Bir kelime ve cümlenin bulunduğu bağlama göre anlam kazanması dilin bir özelliğidir. Bu sayede sanatçı da eserini oluştururken kelimelerin dünyasında özgürce dolaşabilir.
qr
İNDİR:
PAYLAŞ: