1923 - 1938 Yılları Arasında Türk Dış Politikası

1923 - 1938 Yılları Arasında Türk Dış Politikası

Dış politika denilince genel olarak devletler arası ilişkiler gelir aklımıza, bu doğrudur da. Devletler arası ilişkiler düzenlenirken sıradan insanların hayatlarında neler olur hiç düşündünüz mü? Sıradan insanların yaşam öyküleri nasıl şekillenir? Önce Gülcemal vapurunun hikayesinden başlayalım istersiniz. 1874 İngiltere yapımı ilk transatlantiklerden biri olan gemi Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi adına 1910 yılında satın alınıp İstanbul’a getirilir. Dolmabahçe önlerine demir atılan gemiyi sultan Reşat sarayın penceresinden seyretmektedir. Yanındakilere, “ adı Gülcemal olsun der, rahmetli anacığımın adıdır”. Sultan Reşat henüz kundaktayken vefat etmiş olan annesinin adını koyar gemiye. Gülcemal vapurunun yolcularının öyküsü de hüzünlüdür en az adının koyuluş öyküsü kadar. Gülcemal vapuru 1924 Lozan Mübadelesi nedeniyle Türkiye’ye göç eden mübadilleri Yunanistan’dan alarak Anadolu’ya taşır. Osmanlı Devleti’nin toprak kaybetmesi ile birlikte Türklerin yüzyıllardır doğudan batıya doğru giden göç yolu istikametini tersine çevirmiştir. Osmanlı Rus Harbi, Balkan savaşları, I. Dünya Savaşı gibi savaşların ardından can güvenliği nedeni ile bir çok kişi doğdukları Osmanlı topraklarını terk etmek zorunda kalmışlardır. Zaman zaman sizin de şahit olduğunuz konuşmalar olmuştur. Dedemler Kafkasya’dan gelmişler, Selanik göçmeniyiz, ya da muhacir Ahmet Bey, Fatma Hanım gibi … 1924 yılında Lozan’daki Mübadelenin daha önceki göçlerden farklı bir yönü vardır. Yunanistan ve Türkiye hükümeti Anadolu’da yaşayan Ortodoksların Yunanistan’a, Yunanistan’da yaşayan Müslümanların da Türkiye’ye zorunlu göçe tabi tutulması konusunda anlaşmaya varmışlardır. Doğaldır ki bu göç de diğerleri gibi kolay olmamıştır. İnsanlar çoktan toprağa karışmış olan atalarının mezarlarını, yuva bildikleri evlerini, çocukluk anılarını bırakıp gitmek zorunda kalmışlardır. Yatağını yorganını çoluğunu çocuğunu bir de gönül sızılarını alan bu kişiler yürüyerek, kağnılarla yol alarak limanlara ulaşmışlar buradan kendilerine tahsis edilen Gülcemal ve diğer gemilerle Anadolu’ya taşınmışlardır. Mübadillerin bu yolculuğu da hiç kolay geçmez. Uzun ve sağlıksızca süren bu seyahat esnasında gerek gemideki insan sayısının fazlalığı, gerek seyir süresince temizlikte ve içmede kullanılacak tatlı su yetersizliği salgınlara sebep olmuş, ayrıca gemi seyahatine dayanamayan yaşlılar ve çocuklar da yaşamlarını yitirmişlerdir. Bütün bu yollar birçok acıya, sevince, hüzüne tanıklık ederler. Örneğin Denizli’nin bir köyünde yaşayan Rum aile Yunanistan’a göç ederken kızlarının çeyizlerini Müslüman komşusuna “Ablacığım biz gidiyoruz. Amma döneceğiz, amma dönmeyeceğiz!, Ne olacağımız belli değil Bunlar kızlarımın çeyizleri! Size emanet, gelirsek verirsin kızlarıma, dönmezsek ver bir fukaraya hayrımız olsun, Yeyip içtik birlikte… Hakkını helal et” diyerek emanet etmiştir. Ancak aile komşuları bir daha geri dönmemesine rağmen çeyizleri saklar ve ailenin torunu bu olaydan yaklaşık 70 yıl sonra Yunanistan’a giderek göç eden komşularını bulur ve ailesine “emanet edilen çeyizleri” geri götürür. Artık hayatta olmayan ninelerinin çeyizlerini alan torunları “Bir mendil bile getirseydin, altından kıymetli olurdu bizim için! Sen çeyizleri getirdin kalbimizin tamamını götürüyorsun” diyerek ifade eder duygularını.
qr
İNDİR:
PAYLAŞ: