Konargöçerlikten Yerleşik Hayata

Konargöçerlikten Yerleşik Hayata

Din olgusu, toplumların sosyal, siyasi ve kültürel hayatında en temel taşlardan birini oluşturur. Örnek olarak Hristiyanlar için pazar günü kilisede toplanma ve dua günüdür. Museviler ise cumartesi günü ibadethaneleri olan Havra’da toplanırlar. İslamiyette camiler vardır ve insanlar günün beş vaktinde camilerde bir araya gelir. Özellikle Selçuklu ve Osmanlı Dönemi’nde camiler sosyal, kültürel, bilimsel ve gündelik hayatın merkezinde yer alır. Nitekim Selçuklu ve Osmanlı Dönemi’nde bir caminin çevresinde cami ile birlikte, imaret, medrese, sebil, kütüphane, hastane ve diğer yapılar birlikte bulunur ve buna da “külliye” adı verilir. Müslüman Türklerde muharrem ayında gerçekleştirilen aşure geleneği, Hızır ile İlyas peygamberlerin bir araya geldikleri güne atfen Hıdırellez günü, ramazan ayı ve oruç ibadeti, Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı ve daha birçok mukaddes gün ve ibadetler sosyal hayatın şekillenmesinde dinin rolünü göstermesi bakımından önem ifade eder. Nitekim sosyal ve gündelik hayata dair bu dinî çerçeve aynı zamanda dil ve edebiyatı da yakından etkilemiş, edebiyat ürünlerine dinî bir içerik kazandırmıştır. Türkler, kitleler hâlinde Müslüman olmaya başladıktan sonra bu yeni din, onların sosyal, kültürel ve siyasi hayatının da en temel belirleyicisi olmuştur. Mâveraünnehir’de karşılaştıkları İslamiyete 8. asırda girmeye başlayan Türkler, sadece inanç ve amelde kalmayarak bu dinin yarattığı medeniyeti de kurumlarıyla kabul ediyorlardı. Bu medeniyetin Türk ülkesinde teşekkül etmiş medrese ve emsali ilim ve kültür merkezlerinde Arapça ve Farsçayı öğrenen okumuş zümre, bu iki büyük İslami dilin kitap dünyası ile temas ettiklerinde, onların taşıyıcısı oldukları Arap ve Fars edebiyatlarını da tanıma imkânı elde ederler. Karahanlılar, ilk Müslüman Türk devletidir. 10. yüzyılın ilk yarısında hükümdarları Satuk Buğra Han’ın İslam dinine girmesiyle birlikte Türkler, kitleler hâlinde Müslüman olmuşlardır. Türklerin kitleler hâlinde İslamiyeti kabul etmesi, tabii olarak kültür hayatında önemli değişiklikler meydana getirdi. Bu değişiklikler, yeni bir edebiyatın ortaya çıkmasını sağladı. Edebiyat içinde işlenen konular, İslami bir hüviyet kazandı. Klasik edebiyat İran ve Arap edebiyatlarından etkilendi. Bu yeni kültür ve medeniyet havzası, yazılı metinlerde kullanılan dili de etkiledi. Başlangıçta sade bir dil ile eserler kaleme alınırken süreç içinde İslam dinine ait terimlerin yanında Arapça ve Farsça kelimeler dilimize girmeye başladı. Yeni tür ve şekiller kullanıldı. İslamiyet ve tasavvuf hem klasik türde ürün veren sanatçıları hem de halk edebiyatı sanatçılarını etkiledi. Din; sosyal olguların, siyasi tercihlerin ve sanat eserlerinin en önemli belirleyicilerindendir. Eldeki veriler, bize bunun böyle olduğunu gösterir. Teknolojinin baş döndürücü gelişimi sayesinde günümüzde artık uzak coğrafya kavramı kalmamış, kültürler arası iletişim ve etkileşim çok daha hızlı ve geçişken olmaya başlamıştır. Bilişim teknolojisi, sosyal hayatın başköşesine oturmanın yanında, siyasi gündemi de belirleyen ve etkileyen bir konuma yükselmiştir. Hatta artık, şartlarını kendi dünyasında oluşturan sosyal medya edebiyatından da söz edebiliriz.
qr
İNDİR:
PAYLAŞ: